21. Enbiyâ

الْاَنْبِيَاءِ

وَاِذَا رَاٰكَ الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِنْ یَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاؕ اَهٰذَا الَّذٖی یَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ

İnkar edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. "Bu mu ilahlarınızı diline dolayan?" derler. Halbuki kendileri Rahmân'ın kitabını inkar ediyorlar.

Diyanet

خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍؕ سَاُرٖیكُمْ اٰیَاتٖی فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

İnsan çok aceleci (tezcanlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.

Diyanet

وَیَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖینَ

Bir de "Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

Diyanet

لَوْ یَعْلَمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا حٖینَ لَا یَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ یُنْصَرُونَ

İnkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler!

Diyanet

بَلْ تَاْتٖیهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا یَسْتَطٖیعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ یُنْظَرُونَ

Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.

Diyanet

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذٖینَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهٖ یَسْتَهْزِؤُ𐻿نَࣖ

Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.

Diyanet

قُلْ مَنْ یَكْلَؤُ𐻾كُمْ بِالَّیْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِؕ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ

(Ey Muhammed!) De ki: "(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân'ın azabından sizi kim koruyacak?" Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.

Diyanet

اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاؕ لَا یَسْتَطٖیعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا یُصْحَبُونَ

Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilah edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.

Diyanet

بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ𐻾لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَیْهِمُ الْعُمُرُؕ اَفَلَا یَرَوْنَ اَنَّا نَاْتِی الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاؕ اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ

Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde onlar mı galip gelecekler?

Diyanet

0:00
0:00