صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِی الذِّكْرِؕ
Sâd. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).
Diyanet
صۤ
Mekkî · 88 ayet · 23. Cüz, Sayfa 453
Sure hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “Sâd” harfinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın birliği, müşriklerin inkârları ve sapıklıkları sebebiyle azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl Peygamberlerin kıssaları, Davûd Peygamberin hakemliği ve Hz. Peygamberin temel görevi konu edilmektedir.
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِی الذِّكْرِؕ
Sâd. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).
Diyanet
بَلِ الَّذٖینَ كَفَرُوا فٖی عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
Diyanet
كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حٖینَ مَنَاصٍ
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
Diyanet
وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْؗ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ
Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu yalancı bir sihirbazdır."
Diyanet
اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ اِنَّ هٰذَا لَشَیْءٌ عُجَابٌ
"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"
Diyanet
وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَیْءٌ یُرَادُۚ
İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'-dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
Diyanet · 6-8. ayetlerin meali
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِی الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ
6. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
ءَاُنْزِلَ عَلَیْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَیْنِنَاؕ بَلْ هُمْ فٖی شَكٍّ مِنْ ذِكْرٖیۚ بَلْ لَمَّا یَذُوقُوا عَذَابِؕ
6. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزٖیزِ الْوَهَّابِۚ
Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Diyanet
اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَیْنَهُمَاࣞ فَلْیَرْتَقُوا فِی الْاَسْبَابِ
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)
Diyanet
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
Diyanet
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُوالْاَوْتَادِۙ
Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.
Diyanet · 12-13. ayetlerin meali
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْــَٔیْكَةِؕ اُو𐻾لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
12. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِࣖ
(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.
Diyanet
وَمَا یَنْظُرُ هٰٓؤُ𐻾لَٓاءِ اِلَّا صَیْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ
Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar
Diyanet
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ یَوْمِ الْحِسَابِ
Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!"
Diyanet