وَیْلٌ لِلْمُطَفِّفٖینَۙ
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!
Diyanet
الْمُطَفِّف۪ينَ
Mekkî · 36 ayet · 30. Cüz, Sayfa 588
Sure hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 36 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “elMutaffifîn”kelimesinden almıştır. Mutaffifîn, ölçüde ve tartıda hile yapanlardemektir.
وَیْلٌ لِلْمُطَفِّفٖینَۙ
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!
Diyanet
اَلَّذٖینَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ یَسْتَوْفُونَؗ
Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
Diyanet
وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ یُخْسِرُونَؕ
Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
Diyanet
اَلَا یَظُنُّ اُو𐻾لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ
Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
Diyanet · 4-6. ayetlerin meali
لِیَوْمٍ عَظٖیمٍۙ
4. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
یَوْمَ یَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمٖینَۚ
4. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفٖی سِجّٖینٍؕ
Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak "Siccîn"dedir.
Diyanet
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا سِجّٖینٌؕ
"Siccîn"in ne olduğunu sen ne bileceksin.
Diyanet
كِتَابٌ مَرْقُومٌؕ
O, yazılmış bir kitaptır.
Diyanet
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَۙ
O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
Diyanet · 10-11. ayetlerin meali
اَلَّذٖینَ یُكَذِّبُونَ بِیَوْمِ الدّٖینِؕ
10. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَمَا یُكَذِّبُ بِهٖٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَثٖیمٍۙ
Onu, ancak her azgın, günahkâr kimse inkar eder.
Diyanet
اِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِ اٰیَاتُنَا قَالَ اَسَاطٖیرُ الْاَوَّلٖینَؕ
Ona âyetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der.
Diyanet
كَلَّا بَلْ𐻽 رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا یَكْسِبُونَ
Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
Diyanet
كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ یَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَؕ
Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
Diyanet
ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحٖیمِؕ
Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
Diyanet
ثُمَّ یُقَالُ هٰذَا الَّذٖی كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَؕ
Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir.
Diyanet
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفٖی عِلِّیّٖینَؕ
Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyûn"dadır.
Diyanet
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا عِلِّیُّونَؕ
"İlliyyûn"un ne olduğunu sen ne bileceksin.
Diyanet
كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ
O yazılmış bir kitaptır.
Diyanet
یَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَؕ
Ona, Allah'a yakın olanlar şâhit olur.
Diyanet
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفٖی نَعٖیمٍۙ
Şüphesiz iyi kimseler, Naîm cennetindedirler.
Diyanet
عَلَى الْاَرَٓائِكِ یَنْظُرُونَۙ
Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler.
Diyanet
تَعْرِفُ فٖی وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعٖیمِۚ
Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
Diyanet
یُسْقَوْنَ مِنْ رَحٖیقٍ مَخْتُومٍۙ
Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir.
Diyanet
خِتَامُهُ مِسْكٌؕ وَفٖی ذٰلِكَ فَلْیَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَؕ
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır) İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
Diyanet