وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
Diyanet · 1-4. ayetlerin meali
الصَّاۤفَّاتِ
Mekkî · 182 ayet · 23. Cüz, Sayfa 446
Sure hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus Peygamberlerin kıssalarına yer verilmektedir.
وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
Diyanet · 1-4. ayetlerin meali
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ
1. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
فَالتَّالِیَاتِ ذِكْرًاۙ
1. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌؕ
1. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَیْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِؕ
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
Diyanet
اِنَّا زَیَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْیَا بِزٖینَةٍࣙ الْكَوَاكِبِۙ
Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
Diyanet
وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَیْطَانٍ مَارِدٍۚ
Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
Diyanet
لَا یَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَیُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍࣗ
Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Diyanet · 8-9. ayetlerin meali
دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ
8. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
Diyanet
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاؕ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طٖینٍ لَازِبٍ
(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Diyanet
بَلْ عَجِبْتَ وَیَسْخَرُونَࣕ
Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.
Diyanet
وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا یَذْكُرُونَࣕ
Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Diyanet
وَاِذَا رَاَوْا اٰیَةً یَسْتَسْخِرُونَࣕ
Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
Diyanet
وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖینٌۚ
(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."
Diyanet
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"
Diyanet
اَوَاٰبَٓاؤُ𐻾نَا الْاَوَّلُونَؕ
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
Diyanet
قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ
De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
Diyanet
فَاِنَّمَا هِیَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ یَنْظُرُونَ
O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
Diyanet
وَقَالُوا یَا وَیْلَنَا هٰذَا یَوْمُ الدّٖینِ
Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."
Diyanet
هٰذَا یَوْمُ الْفَصْلِ الَّذٖی كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَࣖ
Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
Diyanet
اُحْشُرُوا الَّذٖینَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا یَعْبُدُونَۙ
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Diyanet · 22-24. ayetlerin meali
مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَحٖیمِۙ
22. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ𐻿لُونَۙ
22. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet