23. Mü'minûn

الْمُؤْمِنُونَ

بَلْ اَتَیْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.

Diyanet

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍؕ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا یَصِفُونَۙ

Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

Diyanet · 91-92. ayetlerin meali

عَالِمِ الْغَیْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا یُشْرِكُونَࣖ

91. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِیَنّٖی مَا یُوعَدُونَۙ

De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."

Diyanet · 93-94. ayetlerin meali

رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنٖی فِی الْقَوْمِ الظَّالِمٖینَ

93. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِیَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ

Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.

Diyanet

اِدْفَعْ بِالَّتٖی هِیَ اَحْسَنُ السَّیِّئَةَؕ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا یَصِفُونَ

Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.

Diyanet

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّیَاطٖینِۙ

De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."

Diyanet

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ یَحْضُرُونِ

"Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."

Diyanet

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ

Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Diyanet · 99-100. ayetlerin meali

لَعَلّٖٓی اَعْمَلُ صَالِحًا فٖیمَا تَرَكْتُ كَلَّاؕ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاؕ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى یَوْمِ یُبْعَثُونَ

99. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

فَاِذَا نُفِـخَ فِی الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَیْنَهُمْ یَوْمَئِذٍ وَلَا یَتَسَٓاءَلُونَ

Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

Diyanet

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازٖینُهُ فَاُو𐻾لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Diyanet

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازٖینُهُ فَاُو𐻾لٰٓئِكَ الَّذٖینَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فٖی جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

Diyanet

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فٖیهَا كَالِحُونَ

Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.

Diyanet

0:00
0:00