Mushafim

2. Bakara

الْبَقَرَةِ

اَوَلَا یَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ یَعْلَمُ مَا یُسِرُّونَ وَمَا یُعْلِنُونَ

Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.

Diyanet

وَمِنْهُمْ اُمِّیُّونَ لَا یَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِیَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا یَظُنُّونَ

Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.

Diyanet

فَوَیْلٌ لِلَّذٖینَ یَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَیْدٖیهِمْ ثُمَّ یَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِیَشْتَرُوا بِهٖ ثَمَنًا قَلٖیلًاؕ فَوَیْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَیْدٖیهِمْ وَوَیْلٌ لَهُمْ مِمَّا یَكْسِبُونَ

Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab'ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, "Bu, Allah'ın katındandır" derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline!

Diyanet

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَیَّامًا مَعْدُودَةًؕ قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا فَلَنْ یُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

Diyanet

بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَیِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِهٖ خَطٖٓیـَٔتُهُ فَاُو𐻾لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖیهَا خَالِدُونَ

Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

Diyanet

وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو𐻾لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖیهَا خَالِدُونَࣖ

İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

Diyanet

وَاِذْ اَخَذْنَا مٖیثَاقَ بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَیْنِ اِحْسَانًا وَذِی الْقُرْبٰى وَالْیَتَامٰى وَالْمَسَاكٖینِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقٖیمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَؕ ثُمَّ تَوَلَّیْتُمْ اِلَّا قَلٖیلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ

Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

Diyanet

0:00
0:00