اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَیْدٖینَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.
Diyanet
يٰسۤ
اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَیْدٖینَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.
Diyanet
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا یَاْكُلُونَ
Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.
Diyanet
وَلَهُمْ فٖیهَا مَنَافِـعُ وَمَشَارِبُؕ اَفَلَا یَشْكُرُونَ
Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
Diyanet
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ یُنْصَرُونَؕ
Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'ı bırakıp da ilahlar edindiler.
Diyanet
لَا یَسْتَطٖیعُونَ نَصْرَهُمْۙ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
Onlar ilahlar için (hizmete) hazır asker oldukları halde, ilahlar onlara yardım edemezler.
Diyanet
فَلَا یَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۘ اِنَّا نَعْلَمُ مَا یُسِرُّونَ وَمَا یُعْلِنُونَ
(Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
Diyanet
اَوَلَمْ یَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصٖیمٌ مُبٖینٌ
İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.
Diyanet
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِیَ خَلْقَهُؕ قَالَ مَنْ یُحْيِ الْعِظَامَ وَهِیَ رَمٖیمٌ
Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?"
Diyanet
قُلْ یُحْیٖیهَا الَّذٖٓی اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍؕ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلٖیمٌۙ
De ki: "Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir."
Diyanet
اَلَّذٖی جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.
Diyanet
اَوَلَیْسَ الَّذٖی خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ یَخْلُقَ مِثْلَهُمْؕ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖیمُ
Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.
Diyanet
اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَیْـًٔا اَنْ یَقُولَ لَهُ كُنْ فَیَكُونُ
Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
Diyanet
فَسُبْحَانَ الَّذٖی بِیَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَیْءٍ وَاِلَیْهِ تُرْجَعُونَ
Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Diyanet