37. Sâffât

الصَّاۤفَّاتِ

وَجَعَلْنَا ذُرِّیَّتَهُ هُمُ الْبَاقٖینَؗ

Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

Diyanet

وَتَرَكْنَا عَلَیْهِ فِی الْاٰخِرٖینَؗ

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Diyanet

سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِی الْعَالَمٖینَ

Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!

Diyanet

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Diyanet

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖینَ

Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

Diyanet

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖینَ

Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

Diyanet

وَاِنَّ مِنْ شٖیعَتِهٖ لَاِبْرٰهٖیمَۘ

Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

Diyanet

اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلٖیمٍ

Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti

Diyanet

اِذْ قَالَ لِاَبٖیهِ وَقَوْمِهٖ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

Diyanet

اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُرٖیدُونَؕ

"Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

Diyanet

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمٖینَ

"O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

Diyanet

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِی النُّجُومِۙ

İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Diyanet · 88-89. ayetlerin meali

فَقَالَ اِنّٖی سَقٖیمٌ

88. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرٖینَ

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

Diyanet

فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَۚ

İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

Diyanet

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

"Ne diye konuşmuyorsunuz?"

Diyanet

فَرَاغَ عَلَیْهِمْ ضَرْبًا بِالْیَمٖینِ

Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

Diyanet

فَاَقْبَلُٓوا اِلَیْهِ یَزِفُّونَ

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

Diyanet

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ

İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

Diyanet

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

Diyanet

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْیَانًا فَاَلْقُوهُ فِی الْجَحٖیمِ

Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

Diyanet

فَاَرَادُوا بِهٖ كَیْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلٖینَ

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

Diyanet

وَقَالَ اِنّٖی ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖی سَیَهْدٖینِ

İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."

Diyanet

رَبِّ هَبْ لٖی مِنَ الصَّالِحٖینَ

"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

Diyanet

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖیمٍ

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Diyanet

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْیَ قَالَ یَا بُنَیَّ اِنّٖٓی اَرٰى فِی الْمَنَامِ اَنّٖٓی اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىؕ قَالَ یَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُؗ سَتَجِدُنٖٓی اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖینَ

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Diyanet

0:00
0:00