وَاِذْ یَتَحَٓاجُّونَ فِی النَّارِ فَیَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُ𐻾ا لِلَّذٖینَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصٖیبًا مِنَ النَّارِ
veiẕ yeteḥâccûne fi-nnâri feyeḳûlu-ḍḍu`afâü lilleẕîne-stekberû innâ künnâ leküm tebe`an fehel entüm mugnûne `annâ neṣîbem mine-nnâr.
Mealler
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, "Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" derler.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Ve hele ateş içinde biribirlerine (ihticac) protesto ederlerken: o vakit zuafa kısmı o büyüklük taslayanlara diyorlardır: hani bizler sizin tebeanız idik, şimdi siz bizden bir ateş nevbetini savabiliyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır