40. Mü'min

الْمُؤْمِنِ

هُوَ الَّذٖی خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ یُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُیُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ یُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra "alaka"dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.

Diyanet

هُوَ الَّذٖی یُحْيٖ وَیُمٖیتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا یَقُولُ لَهُ كُنْ فَیَكُونُࣖ

O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde ona sadece "ol" der, o da oluverir.

Diyanet

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ یُجَادِلُونَ فٖٓی اٰیَاتِ اللّٰهِؕ اَنّٰى یُصْرَفُونَۚۛ

Allah'ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?

Diyanet

اَلَّذٖینَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِهٖ رُسُلَنَاࣞۛ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَۙ

Onlar, kitabı (Kur'an'ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler

Diyanet

اِذِ الْاَغْلَالُ فٖٓی اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُؕ یُسْحَبُونَۙ

O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.

Diyanet · 71-72. ayetlerin meali

فِی الْحَمٖیمِ ثُمَّ فِی النَّارِ یُسْجَرُونَۚ

71. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

ثُمَّ قٖیلَ لَهُمْ اَیْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ

Sonra onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz. (taptıklarımız bir hiçmiş)" derler. İşte Allah inkârcıları böyle saptırır.

Diyanet · 73-74. ayetlerin meali

مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَیْـًٔاؕ كَذٰلِكَ یُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِرٖینَ

73. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِی الْاَرْضِ بِغَیْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ

Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.

Diyanet

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدٖینَ فٖیهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرٖینَ

Onlara, "Ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!" (denir).

Diyanet

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِیَنَّكَ بَعْضَ الَّذٖی نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّیَنَّكَ فَاِلَیْنَا یُرْجَعُونَ

Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.

Diyanet

0:00
0:00