اِنَّ الَّذٖینَ لَا یُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَیُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِیَةَ الْاُنْثٰى
Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
Diyanet
النَّجْمِ
اِنَّ الَّذٖینَ لَا یُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَیُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِیَةَ الْاُنْثٰى
Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
Diyanet
وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍؕ اِنْ یَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا یُغْنٖی مِنَ الْحَقِّ شَیْـًٔاۚ
Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
Diyanet
فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ یُرِدْ اِلَّا الْحَیٰوةَ الدُّنْیَاؕ
Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
Diyanet
ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِؕ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبٖیلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى
İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
Diyanet
وَلِلّٰهِ مَا فِی السَّمٰوَاتِ وَمَا فِی الْاَرْضِۙ لِیَجْزِیَ الَّذٖینَ اَسَٓاؤُ𐻿ا بِمَا عَمِلُوا وَیَجْزِیَ الَّذٖینَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması için (böyle)dir.
Diyanet
اَلَّذٖینَ یَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَؕ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِؕ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فٖی بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْؕ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰىࣖ
Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.
Diyanet
اَفَرَاَیْتَ الَّذٖی تَوَلّٰىۙ
Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?
Diyanet · 33-34. ayetlerin meali
وَاَعْطٰى قَلٖیلًا وَاَكْدٰى
33. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَیْبِ فَهُوَ یَرٰى
Gayb'ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor?
Diyanet
اَمْ لَمْ یُنَبَّاْ بِمَا فٖی صُحُفِ مُوسٰىۙ
Yoksa, Mûsâ'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?
Diyanet · 36-37. ayetlerin meali
وَاِبْرٰهٖیمَ الَّذٖی وَفّٰىۙ
36. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ
Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Diyanet
وَاَنْ لَیْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ
İnsan için ancak çalıştığı vardır.
Diyanet
وَاَنَّ سَعْیَهُ سَوْفَ یُرٰىࣕ
Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
Diyanet
ثُمَّ یُجْزٰیهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ
Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
Diyanet
وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ
Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
Diyanet
وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ
Şüphesiz O güldürür ve ağlatır.
Diyanet
وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْیَاۙ
Şüphesiz O öldürür ve diriltir.
Diyanet