یُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَیْكُمْ مِدْرَارًاۙ
‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.'
Diyanet
نُوحٍ
یُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَیْكُمْ مِدْرَارًاۙ
‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.'
Diyanet
وَیُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنٖینَ وَیَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَیَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًاؕ
‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.'
Diyanet
مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَارًاۚ
‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?'
Diyanet
وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا
‘Halbuki, o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'
Diyanet
اَلَمْ تَرَوْا كَیْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًاۙ
‘Görmediniz mi Allah yedi göğü, tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?'
Diyanet
وَجَعَلَ الْقَمَرَ فٖیهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا
‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'
Diyanet
وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًاۙ
‘Allah, sizi (babanız Adem'i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)'
Diyanet
ثُمَّ یُعٖیدُكُمْ فٖیهَا وَیُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا
‘Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.'
Diyanet
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًاۙ
‘Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.' "
Diyanet · 19-20. ayetlerin meali
لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًاࣖ
19. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنٖی وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ یَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًاۚ
Nûh dedi ki: "Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular."
Diyanet
وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًاۚ
"Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular."
Diyanet
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًاۙ وَلَا یَغُوثَ وَیَعُوقَ وَنَسْرًاۚ
"Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd'i, Süvâ'ı, Yeğus'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i hiç bırakmayın."
Diyanet
وَقَدْ اَضَلُّوا كَثٖیرًاۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمٖینَ اِلَّا ضَلَالًا
"Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır."
Diyanet
مِمَّا خَطٖٓیـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ یَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَارًا
Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar.
Diyanet
وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِرٖینَ دَیَّارًا
Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!"
Diyanet
اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ یُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا یَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا
"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kafir kimseler yetiştirirler."
Diyanet
رَبِّ اغْفِرْ لٖی وَلِوَالِدَیَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَیْتِیَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنَاتِؕ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمٖینَ اِلَّا تَبَارًا
"Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır."
Diyanet