وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنٖیمٍۙ
O içeceğin katkısı tesnimdir.
Diyanet
الْمُطَفِّف۪ينَ
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنٖیمٍۙ
O içeceğin katkısı tesnimdir.
Diyanet
عَیْنًا یَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَؕ
Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler.
Diyanet
اِنَّ الَّذٖینَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا یَضْحَكُونَؗ
Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
Diyanet
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ یَتَغَامَزُونَؗ
Mü'minler yanlarından geçtiğinde birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
Diyanet
وَاِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهٖینَؗ
Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
Diyanet
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ𐻾لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ
Mü'minleri gördükleri vakit, "Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir" diyorlardı.
Diyanet
وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَیْهِمْ حَافِظٖینَؕ
Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
Diyanet
فَالْیَوْمَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ یَضْحَكُونَۙ
İşte bugün de mü'minler kâfirlere gülerler.
Diyanet
عَلَى الْاَرَٓائِكِۙ یَنْظُرُونَؕ
Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
Diyanet
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا یَفْعَلُونَ
Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı!?
Diyanet