اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ یَحُورَۚۛ
Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.
Diyanet
الْاِنْشِقَاقِ
اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ یَحُورَۚۛ
Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.
Diyanet
بَلٰىۚۛ اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهٖ بَصٖیرًاؕ
Hayır! Sandığı gibi değil! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu.
Diyanet
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ
Yemin ederim şafağa,
Diyanet
وَالَّیْلِ وَمَا وَسَقَۙ
Geceye ve içinde topladıklarına,
Diyanet
وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ
Dolunay halindeki aya ki,
Diyanet
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍؕ
Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz.
Diyanet
فَمَا لَهُمْ لَا یُؤْمِنُونَۙ
Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
Diyanet
وَاِذَا قُرِئَ عَلَیْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا یَسْجُدُونَؕ
Onlara Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
Diyanet
بَلِ الَّذٖینَ كَفَرُوا یُكَذِّبُونَؗ
Daha doğrusu, inkar edenler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.
Diyanet
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا یُوعُونَؗ
Halbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir.
Diyanet
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖیمٍۙ
Öyle ise sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!
Diyanet
اِلَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَیْرُ مَمْنُونٍ
Ancak iman edip de sâlih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.
Diyanet