اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَیْنَیْنِۙ
Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Diyanet · 8-10. ayetlerin meali
الْبَلَدِ
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَیْنَیْنِۙ
Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Diyanet · 8-10. ayetlerin meali
وَلِسَانًا وَشَفَتَیْنِۙ
8. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَهَدَیْنَاهُ النَّجْدَیْنِۚ
8. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَؗ
Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.
Diyanet
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا الْعَقَبَةُؕ
Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?
Diyanet
فَكُّ رَقَبَةٍۙ
O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek) tir.
Diyanet
اَوْ اِطْعَامٌ فٖی یَوْمٍ ذٖی مَسْغَبَةٍۙ
Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Diyanet · 14-16. ayetlerin meali
یَتٖیمًا ذَا مَقْرَبَةٍۙ
14. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اَوْ مِسْكٖینًا ذَا مَتْرَبَةٍؕ
14. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِؕ
Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
Diyanet · 17-18. ayetlerin meali
اُو𐻾لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَیْمَنَةِؕ
17. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا بِاٰیَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِؕ
Âyetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
Diyanet
عَلَیْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ
Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.
Diyanet