وَلَیْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذٖینَ یَعْمَلُونَ السَّیِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّٖی تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذٖینَ یَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌؕ اُو𐻾لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلٖیمًا
veleyseti-ttevbetü lilleẕîne ya`melûne-sseyyiât. ḥattâ iẕâ ḥaḍara eḥadehümü-lmevtü ḳâle innî tübtü-l'âne vele-lleẕîne yemûtûne vehüm küffâr. ülâike a`tednâ lehüm `aẕâben elîmâ.
Mealler
Yoksa, (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Yoksa kabahatleri yapıp yapıp da tâ her birine ölüm gelince işte ben şimdi tevbe ettim diyen kimselere tevbe yok, kâfir oldukları halde ölenlere de yok, bunlar işte bunlara biz elîm bir azab hazırlamışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır