56. Vâkıa

الْوَاقِعَةِ

یَطُوفُ عَلَیْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ

Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.

Diyanet · 17-21. ayetlerin meali

بِاَكْوَابٍ وَاَبَارٖیقَ وَكَاْسٍ مِنْ مَعٖینٍۙ

17. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

لَا یُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا یُنْزِفُونَۙ

17. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَفَاكِهَةٍ مِمَّا یَتَخَیَّرُونَۙ

17. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَلَحْمِ طَیْرٍ مِمَّا یَشْتَهُونَؕ

17. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَحُورٌ عٖینٌۙ

Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır.

Diyanet · 22-23. ayetlerin meali

كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ𐻾 الْمَكْنُونِۚ

22. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا یَعْمَلُونَ

(Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.)

Diyanet

لَا یَسْمَعُونَ فٖیهَا لَغْوًا وَلَا تَاْثٖیمًاۙ

Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler.

Diyanet

اِلَّا قٖیلًا سَلَامًا سَلَامًا

Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler.

Diyanet

وَاَصْحَابُ الْیَمٖینِ مَٓا اَصْحَابُ الْیَمٖینِؕ

Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

Diyanet

فٖی سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ

(Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Diyanet · 28-34. ayetlerin meali

وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَفَاكِهَةٍ كَثٖیرَةٍۙ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍؕ

28. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

اِنَّٓا اَنْشَاْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ

Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

Diyanet

فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ

Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

Diyanet · 36-38. ayetlerin meali

عُرُبًا اَتْرَابًاۙ

36. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

لِاَصْحَابِ الْیَمٖینِؕࣖ

36. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖینَۙ

Bunların birçoğu öncekilerden, bir çoğu da sonrakilerdendir.

Diyanet · 39-40. ayetlerin meali

وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖینَؕ

39. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِؕ

Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

Diyanet

فٖی سَمُومٍ وَحَمٖیمٍۙ

Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!..

Diyanet · 42-44. ayetlerin meali

وَظِلٍّ مِنْ یَحْمُومٍۙ

42. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

لَا بَارِدٍ وَلَا كَرٖیمٍ

42. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفٖینَۚ

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

Diyanet

وَكَانُوا یُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظٖیمِۚ

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

Diyanet

وَكَانُوا یَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ

Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"

Diyanet

اَوَاٰبَٓاؤُ𐻾نَا الْاَوَّلُونَ

"Evvelki atalarımız da mı?"

Diyanet

قُلْ اِنَّ الْاَوَّلٖینَ وَالْاٰخِرٖینَۙ

De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

Diyanet · 49-50. ayetlerin meali

لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى مٖیقَاتِ یَوْمٍ مَعْلُومٍ

49. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

0:00
0:00