26. Şuarâ

الشُّعَرَاءِ

اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّلٖینَۙ

"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."

Diyanet

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبٖینَۚ

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

Diyanet

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةًؕ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖینَ

Böylece onlar Hûd'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Diyanet

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖیزُ الرَّحٖیمُࣖ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Diyanet

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلٖینَۚ

Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.

Diyanet

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Diyanet

اِنّٖی لَكُمْ رَسُولٌ اَمٖینٌۙ

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Diyanet

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖیعُونِۚ

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

Diyanet

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَیْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِیَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمٖینَؕ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Diyanet

اَتُتْرَكُونَ فٖی مَا هٰهُنَٓا اٰمِنٖینَۙ

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Diyanet · 146-148. ayetlerin meali

فٖی جَنَّاتٍ وَعُیُونٍۙ

146. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضٖیمٌۚ

146. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُیُوتًا فَارِهٖینَۚ

"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."

Diyanet

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖیعُونِۚ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Diyanet

وَلَا تُطٖیعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِفٖینَۙ

"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

Diyanet · 151-152. ayetlerin meali

اَلَّذٖینَ یُفْسِدُونَ فِی الْاَرْضِ وَلَا یُصْلِحُونَ

151. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرٖینَۚ

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

Diyanet

مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَاْتِ بِاٰیَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖینَ

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."

Diyanet

قَالَ هٰذِهٖ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ یَوْمٍ مَعْلُومٍۚ

Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."

Diyanet

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَیَاْخُذَكُمْ عَذَابُ یَوْمٍ عَظٖیمٍ

"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."

Diyanet

فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِمٖینَۙ

Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.

Diyanet

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةًؕ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖینَ

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Diyanet

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖیزُ الرَّحٖیمُࣖ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Diyanet

0:00
0:00