وَاتَّقُوا الَّذٖی خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّلٖینَؕ
"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."
Diyanet
الشُّعَرَاءِ
وَاتَّقُوا الَّذٖی خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّلٖینَؕ
"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."
Diyanet
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرٖینَۙ
Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Diyanet
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبٖینَۚ
Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Diyanet
فَاَسْقِطْ عَلَیْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖینَؕ
"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."
Diyanet
قَالَ رَبّٖٓی اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Şuayb, "Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
Diyanet
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ یَوْمِ الظُّلَّةِؕ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ یَوْمٍ عَظٖیمٍ
Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
Diyanet
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةًؕ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖینَ
Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Diyanet
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖیزُ الرَّحٖیمُࣖ
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Diyanet
وَاِنَّهُ لَتَنْزٖیلُ رَبِّ الْعَالَمٖینَؕ
Şüphesiz bu Kur'an, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir.
Diyanet
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَمٖینُۙ
Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Diyanet · 193-195. ayetlerin meali
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرٖینَۙ
193. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
بِلِسَانٍ عَرَبِیٍّ مُبٖینٍؕ
193. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَاِنَّهُ لَفٖی زُبُرِ الْاَوَّلٖینَ
Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.
Diyanet
اَوَلَمْ یَكُنْ لَهُمْ اٰیَةً اَنْ یَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ𐻾ا بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَؕ
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
Diyanet
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَمٖینَۙ
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı.
Diyanet · 198-199. ayetlerin meali
فَقَرَاَهُ عَلَیْهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ مُؤْمِنٖینَؕ
198. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فٖی قُلُوبِ الْمُجْرِمٖینَؕ
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.
Diyanet
لَا یُؤْمِنُونَ بِهٖ حَتّٰى یَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖیمَۙ
Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
Diyanet · 201-203. ayetlerin meali
فَیَاْتِیَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا یَشْعُرُونَۙ
201. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
فَیَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَؕ
201. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اَفَبِعَذَابِنَا یَسْتَعْجِلُونَ
Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
Diyanet
اَفَرَاَیْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنٖینَۙ
Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,
Diyanet
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا یُوعَدُونَۙ
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
Diyanet