33. Ahzâb

الْاَحْزَابِ

یَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِؕ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِؕ وَمَا یُدْرٖیكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖیبًا

İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır." Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.

Diyanet

اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِرٖینَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَعٖیرًاۙ

Şüphesiz Allah kâfirlere lanet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.

Diyanet

خَالِدٖینَ فٖیهَٓا اَبَدًاۚ لَا یَجِدُونَ وَلِیًّا وَلَا نَصٖیرًاۚ

Onlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.

Diyanet

یَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِی النَّارِ یَقُولُونَ یَا لَیْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, "Keşke Allah'a ve Resül'e itaat edeydik" diyecekler.

Diyanet

وَقَالُوا رَبَّنَٓا اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُـبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّبٖیلَا

Yine şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."

Diyanet

رَبَّنَٓا اٰتِهِمْ ضِعْفَیْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبٖیرًاࣖ

"Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanete uğrat."

Diyanet

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖینَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواؕ وَكَانَ عِنْدَ اللّٰهِ وَجٖیهًا

Ey iman edenler! Siz Mûsâ'ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ Allah katında itibarlı bir kimse idi.

Diyanet

یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدٖیدًاۙ

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resülüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.

Diyanet · 70-71. ayetlerin meali

یُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَیَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْؕ وَمَنْ یُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظٖیمًا

70. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَیْنَ اَنْ یَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًاۙ

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

Diyanet

لِیُعَذِّبَ اللّٰهُ الْمُنَافِقٖینَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكٖینَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَیَتُوبَ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنَاتِؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا

Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmek; mümin erkeklerin ve mümin kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Diyanet

0:00
0:00