وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّٖٓی اٰتٖیكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبٖینٍۚ
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."
Diyanet
الدُّخَانِ
وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِۚ اِنّٖٓی اٰتٖیكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبٖینٍۚ
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."
Diyanet
وَاِنّٖی عُذْتُ بِرَبّٖی وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِؗ
"Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Diyanet
وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لٖی فَاعْتَزِلُونِ
"Bana inanmadınızsa benden uzak durun."
Diyanet
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنَّ هٰٓؤُ𐻾لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ
Sonra Mûsâ Rabbine, "Bunlar günahkâr bir toplumdur" diye seslendi.
Diyanet
فَاَسْرِ بِعِبَادٖی لَیْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَۙ
Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
Diyanet
وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاؕ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ
"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Diyanet
كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُیُونٍۙ
Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
Diyanet
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرٖیمٍۙ
Nice ekinler, nice güzel konaklar!
Diyanet
وَنَعْمَةٍ كَانُوا فٖیهَا فَاكِهٖینَۙ
Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
Diyanet
كَذٰلِكَࣞ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَرٖینَ
İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
Diyanet
فَمَا بَكَتْ عَلَیْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرٖینَࣖ
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Diyanet
وَلَقَدْ نَجَّیْنَا بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهٖینِۙ
Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Diyanet · 30-31. ayetlerin meali
مِنْ فِرْعَوْنَؕ اِنَّهُ كَانَ عَالِیًا مِنَ الْمُسْرِفٖینَ
30. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمٖینَۚ
Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.
Diyanet
وَاٰتَیْنَاهُمْ مِنَ الْاٰیَاتِ مَا فٖیهِ بَلٰٓؤٌا مُبٖینٌ
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.
Diyanet
اِنَّ هٰٓؤُ𐻾لَٓاءِ لَیَقُولُونَۙ
Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Diyanet · 34-35. ayetlerin meali
اِنْ هِیَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو𐻿لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرٖینَ
34. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
فَاْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖینَ
"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."
Diyanet
اَهُمْ خَیْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۙ وَالَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ اَهْلَكْنَاهُمْؗ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمٖینَ
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
Diyanet
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَا لَاعِبٖینَ
Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.
Diyanet
مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا یَعْلَمُونَ
Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.
Diyanet