وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ
Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.
Diyanet · 7-8. ayetlerin meali
الذَّارِيَاتِ
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ
Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.
Diyanet · 7-8. ayetlerin meali
اِنَّكُمْ لَفٖی قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ
7. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
یُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَؕ
Ondan (Peygamber'den) çevrilen çevrilir.
Diyanet
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ
Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!
Diyanet · 10-11. ayetlerin meali
اَلَّذٖینَ هُمْ فٖی غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ
10. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
یَسْـَٔلُونَ اَیَّانَ یَوْمُ الدّٖینِؕ
"Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.
Diyanet
یَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ یُفْتَنُونَ
Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."
Diyanet · 13-14. ayetlerin meali
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْؕ هٰذَا الَّذٖی كُنْتُمْ بِهٖ تَسْتَعْجِلُونَ
13. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی جَنَّاتٍ وَعُیُونٍۙ
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
Diyanet · 15-16. ayetlerin meali
اٰخِذٖینَ مَٓا اٰتٰیهُمْ رَبُّهُمْؕ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنٖینَؕ
15. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
كَانُوا قَلٖیلًا مِنَ الَّیْلِ مَا یَهْجَعُونَ
Geceleri pek az uyurlardı.
Diyanet
وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ یَسْتَغْفِرُونَ
Seherlerde bağışlama dilerlerdi.
Diyanet
وَفٖٓی اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.
Diyanet
وَفِی الْاَرْضِ اٰیَاتٌ لِلْمُوقِنٖینَۙ
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?
Diyanet · 20-21. ayetlerin meali
وَفٖٓی اَنْفُسِكُمْؕ اَفَلَا تُبْصِرُونَ
20. ayetle birlikte çevrilmiştir
Diyanet
وَفِی السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
Diyanet
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَࣖ
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size vadolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Diyanet
هَلْ اَتٰیكَ حَدٖیثُ ضَیْفِ اِبْرٰهٖیمَ الْمُكْرَمٖینَۘ
(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?
Diyanet
اِذْ دَخَلُوا عَلَیْهِ فَقَالُوا سَلَامًاؕ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selâm olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selâm olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
Diyanet
فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِهٖ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَمٖینٍۙ
Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.
Diyanet
فَقَرَّبَهُٓ اِلَیْهِمْ قَالَ اَلَا تَاْكُلُونَؗ
Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.
Diyanet
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖیفَةًؕ قَالُوا لَا تَخَفْؕ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلٖیمٍ
(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.
Diyanet
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فٖی صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقٖیمٌ
Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.
Diyanet
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِؕ اِنَّهُ هُوَ الْحَكٖیمُ الْعَلٖیمُ
Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."
Diyanet