50. Kâf

قۤ

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَیْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖیدِ

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.

Diyanet

اِذْ یَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّیَانِ عَنِ الْیَمٖینِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعٖیدٌ

Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.

Diyanet

مَا یَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَیْهِ رَقٖیبٌ عَتٖیدٌ

İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.

Diyanet

وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّؕ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحٖیدُ

Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.

Diyanet

وَنُفِـخَ فِی الصُّورِؕ ذٰلِكَ یَوْمُ الْوَعٖیدِ

(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sûr'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

Diyanet

وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَهٖیدٌ

Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.

Diyanet

لَقَدْ كُنْتَ فٖی غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْیَوْمَ حَدٖیدٌ

(Ona) "Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir" (denir.)

Diyanet

وَقَالَ قَرٖینُهُ هٰذَا مَا لَدَیَّ عَتٖیدٌؕ

Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."

Diyanet

اَلْقِیَا فٖی جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنٖیدٍۙ

(Allah şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri!"

Diyanet · 24-25. ayetlerin meali

مَنَّاعٍ لِلْخَیْرِ مُعْتَدٍ مُرٖیبٍۙ

24. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

اَلَّذٖی جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِیَاهُ فِی الْعَذَابِ الشَّدٖیدِ

"Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"

Diyanet

قَالَ قَرٖینُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَیْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فٖی ضَلَالٍ بَعٖیدٍ

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

Diyanet

قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَیَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَیْكُمْ بِالْوَعٖیدِ

Allah şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım."

Diyanet

مَا یُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَیَّ وَمَٓا اَنَا𐻾 بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖیدِࣖ

"Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

Diyanet

یَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَاْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزٖیدٍ

O gün Cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O da, "daha var mı?" der.

Diyanet

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖینَ غَیْرَ بَعٖیدٍ

Cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara uzak olmayacak şekilde yaklaştırılacak.

Diyanet

هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفٖیظٍۚ

Onlara söyle denir: "Iste bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan seydir. O, her tövbe eden, onun emrini gözeten için, görmedigi halde sirf saygidan dolayi Rahmân'dan korkan ve O'na yönelmis bir kalp ile gelen kimseler içindir."

Diyanet · 32-33. ayetlerin meali

مَنْ خَشِیَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَیْبِ وَجَٓاءَ بِقَلْبٍ مُنٖیبٍ

32. ayetle birlikte çevrilmiştir

Diyanet

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍؕ ذٰلِكَ یَوْمُ الْخُلُودِ

"Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür."

Diyanet

لَهُمْ مَا یَشَٓاؤُ𐻿نَ فٖیهَا وَلَدَیْنَا مَزٖیدٌ

Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.

Diyanet

0:00
0:00